Senaristin bir orta yaşlı adam olarak portresi

David Fincher’ın son filmi Mank, oldukça zor bir film. Öte yandan özellikle sinema tarihine ve senaryo yazımına meraklı olanlar, bu Netflix yapımını izlediklerine pişman olmayacak. Mank, sadece Altın Çağ’daki stüdyo sistemi hakkında değil, aynı zamanda Hollywood’un İkinci Dünya Savaşı öncesinde bir yanda Nazilere diğer yanda sosyalizme duyduğu sempati hakkında da tarihsel ipuçları barındıran ve gerçek olayları işleyen, dikkat çekici bir yapıt.

Hollywoodland’de bir adam

Sonunda Mank’i izleyebildim. İzlemeden önce David Fincher (d. 1962) herhalde yine popüler ama kaliteli bir iş yapmıştır diye düşünmüştüm. Sonuçta Dövüş Kulübü’nü çeken de oydu, Kayıp Kız’ı da; Sosyal Ağ da onun gözündendi, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi de. Heyhat! Mank, oldukça zor bir iş. Keramet biraz da senaryoda olsa gerek. Senaryosu David Fincher’ın bugün hayatta olmayan babası Jack Fincher’a (1930-2003) ait olan Mank, izlemesi zor olmakla beraber, bana sözünü ettiğim işlerden çok daha önemli, Hollywood tarihine bakma çabası içeren bir anlatı olarak göründü.

Yurttaş Kane’in senaristi Herman M. Mankiewicz, namıdiğer “Mank” (1897-1953)
International News, Public domain, via Wikimedia Commons

Mank, Hollywood’un Altın Çağı olarak adlandırılan dönemde, 1930’lu yıllarda geçiyor. Bir trafik kazasında yaralanmış ve yatakta kırılan bacağının iyileşmesini bekleyen, Paramount stüdyosu senaristlerinin başı Herman M. Mankiewicz, namıdiğer “Mank”, bir senaryo yazmak üzere Orson Welles’le anlaşır. Yanında kendisine yardımcı olacak bir sekreterle senaryo üzerine düşünmeye koyulan Mank’in yaratacağı ve sinema tarihine geçecek olan karakterlere ilham verenler, aslında Hollywood’da yaşayan ve film endüstrisinin içinde olan, gerçekten yaşamış kişilerdir. Alkolik olduğu bilinen Mank senaryoyu yazarken izleyici de geri dönüşlerle onun medya patronu William Randolph Hearst (1863-1951) ve film yıldızı “metresi” Marion Davies (1897-1961) ile tanıştığı, onların çevrelerine girdiği, hatta dostluk ettiği günlere gider. Hikâye 1934 yılı California valilik seçimlerinde sosyalist Upton Sinclair’in* mücadelesine de değiniyor. Bir Yahudi olan ve savaştan önce Berlin’de muhabir olarak çalışmış olan Mank’in Hollywood’da yükselen Nazi sempatisine tepkisi de filmde kendine yer bulmuş.

William Randolph Hearst, 1923
Harris & Ewing, photographer, Public domain, via Wikimedia Commons
Marion Davies, Yurttaş Kane‘in Susan Alexander’ına ilham vermeden çok önce,
bir sessiz film yıldızıyken (1919).
Select Pictures, Public domain, via Wikimedia Commons

Mank, kadınları aşağılayan, stüdyo sahiplerinin ve para babalarının koruması ve baskısı altındaki yıldız sistemiyle yürüyen, senaryoların, adlarına çoğu zaman hiç yer verilmeyen yazar grupları tarafından büyük bir hızla üretildiği stüdyo sisteminin işleyişinin yanında, sinema tarihine geçmiş bir dev filmin, Yurttaş Kane’in senaryosunun nasıl yazıldığını hikâye ederek, izleyiciyi anlatı içinde anlatı içeren bir evrene de sürüklüyor. Filmin sorduğu bir diğer soru ise, fabrika gibi üretim yapılan film endüstrisinde senaristin nasıl öne çıkabileceği. Bu filmi izleyene dek Yurttaş Kane’i, yönetmeni Orson Welles’le özdeşleştirmiştim. Senaryosunu başka birinin yazmış olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Düşünmeden edemiyorum, ödül törenlerinde sahneye çıkıp ağlamaklı konuşmalar yapan gösterişli senaristlerin kaçı gerçekten o eserin “sahibi”? Filmde bu çelişkiye de dikkat çekiliyor. Hollywood’da hem büyüklerin masasında oynayan hem de bir emekçiden fazlası olmayan Mank, senaryoya adının konmasında direterek sinema tarihine geçiyor.

Ödülleri toplayacak mı?

Mank’in ödül mevsiminde adından çokça söz ettireceği anlaşılıyor. COVID-19 salgınının gölgesinde geçen, sinema salonlarından uzak kaldığımız 2020 yılının Altın Küre ödülü adayları geçtiğimiz hafta açıklandı. Mank, en iyi film, en iyi erkek oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi yardımcı kadın oyuncu ve en iyi film müziği dallarında aday oldu. Bence biraz zor hatta girift, çok sayıda gizli göndermesi olan Mank, sinema ve senaryo yazımı, özellikle de gerçek hayattan ilham alan kurmaca işler üzerine düşünen ve Amerikan sinema tarihine meraklı olan izleyicilerin seveceği, diğerlerinin ise öncesinde biraz araştırma yapmadıkları takdirde izlerken olay örgüsünü takip etmekte güçlük çekeceği, hatta sevmeyeceği bir film olabilir. Başına oturmadan önce Orson Welles’in yönettiği Yurttaş Kane’in de mutlaka (tekrar) izlenmesi gerek.

“Yurttaş Kane” rolünde Orson Welles (1940)
RKO Radio Pictures, still photographer Alexander Kahle, Public domain, via Wikimedia Commons

Baba Fincher’ın senaryosu, özellikle sinema izlemeye yeni başlamış genç izleyiciler için her biri birer kült film olabilecek filmlerin yaratıcısı oğul Fincher’ın, izleyiciyi çok daha içine alan, popüler yapımlarına uzak (gerçi onların da senaristleri oğul Fincher değildi). Filmi sinemada izlemiş olsaydım ve anlamadığım yerlerde durdurup kişiler hakkında interneti karıştırıp bir şeyler okuma şansım olmasaydı, açıkçası pek çok detayı anlamam olanaksız olurdu. Mank rolünde Gary Oldman (d. 1958) göz dolduruyor. Marion Davies rolünde Mean Girls’ten bu yana hayli yol almış bulunan Amanda Seyfried (d. 1985), William Hearst rolünde ise Game of Thrones’un Tywin Lannister’ı Charles Dance (d. 1946) var. Orson Welles’i Tom Burke (d. 1981) canlandırmış. Mank bu yıl ödül komitelerinin, özellikle orijinal senaryo dalında pas geçmekte zorlanacakları bir film olacağa benziyor.

Söz konusu olan bir Netflix yapımı olunca, yaratma, üretme ve izleme deneyimini küresel anlamda değiştirmekte olan; filmleri sinema salonlarının ötesine, her eve, her odaya, hatta aynı odada oturan farklı kişilerin mobil cihazlarına yerleştiren bu dijital platform üzerine düşünmemek ne mümkün. Birkaç yıldır önemli ödül törenlerinde platformun yapımlarının oldukça arttığına, büyük ödülleri topladığına şahit oluyoruz. Sinema salonu deneyimini özellikle genel izleyici için sona erdirmeye ant içmiş gibi görünen platform, içeriğin nasıl üretildiği üzerinde de küresel anlamda söz sahibi. Öyle ki, biz evlerimizde mısır patlatıp irili ufaklı ekranlarda Mank’i izlerken Hollywood’da, hatta dünyanın herhangi bir yerinde başka Mank’ler bu yeni fabrikanın yaratılarında adlarını görebilmek ve emeğinin karşılığını alabilmek için savaş veriyor.


Girişteki görsel uyarlama senaryosuna Mankiewicz’in de katkıda bulunduğu pek çok filmden birinin, The Royal Family of Broadway filminin (1930) afişeti. Paramount Pictures, Public domain, via Wikimedia Commons.   

*Bu seçimi Hearst’ün gayretli karşı propaganda filmleriyle kaybeden Upton Sinclair (1878-1968), aynı zamanda Pulitzer ödüllü bir yazardır.